• SEDAT ANAR – Santur

  • Do, 25.09.2014 ab 20:00 Uhr
  • Katakomben Theater im Girardet Haus
    Girardetstr. 2-38
    45131 Essen
SEDAT ANAR – Santur - Katakomben Theater im Girardet Haus - Essen

Sedat Anar 1988/ Şanlıurfa / Halfeti doğumludur. Müzik hayatına ilkokul öğretmeninin tavsiyesiyle bağlama çalarak başladı.2007′de Hacettepe Üniversitesi tarih bölümünü kazandı ve Ankara’ya yerleşti. Santuru öğrenmek için belirli aralıklarla İran’a gidiş gelişler yaptı. İran’da Navid Pirmohammedi’den ve Cavid Mousapour’dan santur, Arash Ruygardan erbane(daf) ve tenbur dersleri aldı.2013′te ahenk müzik etiketiyle ‘belagat’ adıyla türkiye’de ki ilk solo santur albümünü ve 2014′te kalan müzik etiketiyle amak-ı hayal adlı albümünü çıkardı.Ayrıca birçok tiyatro oyununa,belgesel ve kısa filme ve albüme santuruyla eşlik etti.Türkiye’de ve yurt dışında birçok festivalde santuruyla katılmıştır.Halen Ankara’da yaşamaya devam eden Sedat anar,Ortadoğu müziğini yakından tanımak için zaman zaman Ortadoğu ülkelerine gidiş gelişler yapmaktadır. Eintritt: 12 / 8 Euro

ALBÜMLER Belgat: Belagat albümü,ilk albümüm olduğu için santuru ön planda tutmak istedim,hatta tamamen solo santur albümü de yaptım diyebilirim.bazı parçalarda koma sesler de kullandım.İlk sıralar sadece santur olsun diye karar almıştım.Daha sonra çok sevdiğim arkadaşım Tuncay Korkmaz abimden mızıkasıyla eşlik etmesini istedim.Tuncay,mızıkayı kendi geliştirdiği teknikle icra ediyor ben de santuru kendi geliştirdiğim tekniklerle icra ediyordum.Birbirimizin güzel enerjileriyle birlikte güzel bir müzik ortaya çıktı.Aslında albümde ki parçaları yazdığım bir hikayeden yola çıkarak besteledim.Albüm bu hikayeyi anlatıyor yani.Bu hikayenin görünürlüğünü de sevgili dostum saar keunen yaptığı çizimlerle nefes almasını sağladı. Albümde on parça bulunmaktadır.Sekiz parçanın bestesi bana aittir.Bu sekiz parça içinde zaman zaman doğaçlamalara da yer verdim.Diğer iki parçadan birisi iran Kürtlerinin anonim parçası ‘baran baran e’ diğeri ise kemal dinç’e ait ‘selen’ adlı deyiştir. Santur icra ederken iran ve hint tekniklerinin üstüne Anadolu motiflerini de ekliyorum.Çocuk yaştan itibaren bağlama çalmaya çalışan birisi olarak zaman zaman bağlama motifleri de kullanıyorum. Albümü mamak’ta ki evimde kaydettik.stüdyo ortamından uzaklaşmak istedik.ve bütün kayıtları sabaha karşı aldık.sessizliğin en huzurlu olduğu saatler olduğu için… AHENK MÜZİK-MAYIS 2013

AMAK-I HAYAL A’mak-ı Hayal, Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi Efendi’nin tasavvufî görüşünü ihtiva eden bir kitaptır. Filibeli, bu kitabında Vahdet-i vücut görüşünü kalemiyle çok iyi yansıtmıştır. Sedat anar ise bu kitaptaki şiirleri,kitabın konusundan da feyiz alarak mistik boyutuyla bestelemiştir. Albümde başta santur olmak üzere erbane(def) ,yaylı tanbur, ney, tenbur, kanun, kanjira gibi otantik çalgılar kullanılmıştır. Sedat, Ortadoğunun ve Anadolunun müzikal formlarından yararlanmıştır. Albümde kimi zaman Bektaşi nefesi,kimi zaman deyiş,kimi zaman pers müziği,kimi zaman Afgan müziği dinliyor gibi oluruz.Zaten A’mak-ı Hayal’in dokusuna da uyan çoğrafyalardır buralar.Ayrıca albümde,kitaptaki bazı hikeyeleri ve şiirleri usta şair Ahmet telli seslendirmiştir. KALAN MÜZİK-TEMMUZ 2014

Doğan Hızlan – HÜRRİYET GAZETESİ – 27 EKİM 2013 SANTUR’U SEVER MİSİNİZ? SANTUR’U çok severim, ne yazık ki bugün icracıları çok az. Türk müziğine yakışan bir enstrüman ve ona dair daha önce de yazmıştım… Sedat Anar’ın Belâgat’ı (3) bu sazı yeniden dinlememizi gerektirecek ustalıkta hazırlanmış. CD’nin oluşum hikâyesini albüm kitapçığından okuduğunuzda, ne yoğun bir emek verildiğini, nasıl titizlikle kaydedildiğini öğreneceksiniz. Albüm yazısı Feridüddin Attar’la noktalanıyor: “Konuşkanlığındır suskunluğunun sebebi Görünürlüğündedir gizliliğinin sebebi”

CD’de yer alan on parçanın adları şöyle: Zâr ü Efgân / Butimar / Zelal ve Aşk / Aşk Şerbeti / Bulutlar / Baran Baran e / Biçare / Bilâgat / Şaşkın Peyrev / Selen. Bu eserleri; Sedat Anar (santur, erbane, zarp, vokal), Tuncay Korkmaz (mızıka), Mashti (elektronikler-1), Kuzey Yılmaz (davul-10), Cem Şahin (bas gitar-10) seslendiriyor. 6. ve 10. şarkılar hariç tüm müzikler Sedat Anar tarafından bestelenmiş. 6. anonim, 10. eser ise Kemal Dinç’e ait. Hem santur hem de özgün besteler, hoş bir çalışma ortaya koymuş.

RADİKAL GAZETESİ – NAİM DİLMENER – 15/12/2013 Hem türkülerimizin en mühim unsurlarından birini, “söz”ü aradan çekeceksiniz hem de türkülerin, onlarsız olmaz diyeceğimiz geleneksel enstrümanlarını; buna rağmen kalplere sıkıca dokunmaya da devam edeceksiniz; bu imkansıza yakın bir şeydi ya da çok az başarılmış bir şeydir. Sedat Anar’ın ‘Belagat’ta yaptığı en güzel şey,mucizevi enstrümanlardan santur’u başrole almak olmuş. En ufak bir titreşimiyle dahi kalplere dokunuveren santur için İran’a giden, bu uğurda Farsça öğrenen Anar’ı yaşıtlarından ayıran da muhtemelen bu istek ve çabasının altında gizli. Kolay yola başvursa, piyasada onlarcası mevcut müzisyenlerden biri olacağının farkında bir müzisyenin; hayatı, bitmek bilmez bir öğrenme ve tanıma gayreti şeklinde algılamasının sonucu bu (sözcüğün mutlak anlamıyla da) ‘Belagat’. Dinledikçe huzura kavuştuğunuzu hatta iyileştiğinizi hissedebilirsiniz.

AHMET TELLİ – DUVAR DERGİSİ – 13.SAYI – 07.03.2014 Sedat Anar, genç bir santuri. kendisini fars ekolüne yakın hissederek birçok kez iran’a gitti ve oradaki santurilerle tanıştı. bu süreçte günde sekiz-on saat zaman ayırdı santura. bu denli yoğun emek sonunda 2013’te belâgat adıyla ilk albümünü çıkardı. sedat anar kendini popüler olandan uzak tutan bir sanatçı. bu yüzden de belâgat, şimdilik ilgi duyanlar ve dost çevresiyle sınırlı kaldı. kuşkusuz besteleri cd’den dinlemek çok hoş, ama asıl, sedat anar’ı santuruyla başbaşa görmek gerekir. müthiş bir icra. zahmeler çelik teller üzerinde müthiş bir tempoyla gezinirken sanatçının enstrümanıyla bütünleştiğini izliyor, gerçek bir santuri ile karşılaştığınızı hissediyorsunuz. (santurda bir zamanlar ibrişim tel kullanılırmış, şimdilerde çelik teller var.) Diğer müzik aletleri gibi bir tarihi olsa da, garip bir yalnızlığı var santurun. orkestralara eşlik edebilir ama birbaşınalığı yeğleyen melankolik bir alettir o. arkaiktir. nerede okuduğumu anımsamıyorum ama bir kaynakta, santurun, piyanonun en eski atası olduğu ileri sürülüyordu. haksız da değil bu yargı. hindistan’da, afganistan’da şekillenip asıl kimliğini iran’da bulur; anadolu’yu atlayıp istanbul’da santuri ethem efendi (1855-1926) ve onun öğrencisi ziya santur (1868-1952) ile buluşur ve bu iki ustayı vareder. Santur yaygın bir enstrüman değil. makamsal olduğu halde alaturka orkestralarda bile nadiren görülür. şimdilerde genç santurcular istanbul, ankara gibi kentlerin sokaklarında görülseler de iltifat edenler çok azdır. onlar da santura yakışan makamlar yerine popüler parçaları icra ediyorlar. bu şekilde dikkat çekeceklerini sanıyorlar ama santurun hüznü kitlesel değil bireyseldir, coşkulardan çok içlenmelere yöneliktir tınıları. neşenin değil hüznün aletidir diyebiliriz santur için. Hind ve afgan santuru arkaiktir, makamsal olmaktan çok folkloriktir. fars santuru ise makamsaldır ve mohammed reza shajarian, hossen alizadeh, homayoun shajarian, mohamadreza rostamian gibi büyük ustaları yaratmıştır. Santur bir dönem iran’da, yatugan oluşu ve kadın sesiyle kurulan özdeşliği nedeniyle yasaklanmıştır. ilginçtir, santur en çok, yasaklandığı ülkede olgunlaşmış ve kökleşmiştir. nitekim makamsal müzik icra edenler zaman zaman santuru orkestraya dahil etmişlerdir. bir enstrüman yasaklanıyorsa, belli ki, aletin itiraz çığlığı, itiraz belâgatı egemenleri ürkütüyor olmalı. oysa dünyanın evrensel bir dilidir müzik, hangi aletle icra ediliyorsa edilsin insanın iç yolculuğunda yoldaştır, kendini tanımada bir içsestir. Sedat Anar’ın iran ekolünden geldiğini belirtmiştik. nitekim albümdeki bestelerin adları bile bu esintiyi belirtir. “zâr ü efgân”, “butimar”, “belâgat” gibi adlara yakın buluyor kendisini. öyleyken, sedat anar, klasik türk müziği tınılarını da içselleştirmiş, makamlara vâkıf oluşu nedeniyle özgün parçalar üretebilmiştir. kimi parçalar sözlü olsa da çoğunca enstrümantale yönelmiştir ki kanımca doğrusu da budur. kimi parçalara davul, bas gitar, mızıka da eşlik etmiştir. Albümün kartonatında primitif doğu desen, renk ve çizgilerine yer verilmiş olması, santur albümüne denk düşüyor mu, bilmiyorum. ama sunu’dan sanatçının içine sindiğini öğreniyoruz ki, önemli olan da budur. hemen her parçanın tanıdıklarına, emeği geçenlere ithaf edilmesi ise, sedat’ın naifliğini ve duygusallığını hissettiriyor diyebiliriz. on parçanın sekizi kendi bestesi. ilk albümünü çıkarmış olmanın heyecanını her ayrıntıda yakalamak mümkün. Enstrümantal parçaları dinlerken, her parçaya ilişkin zihinde bir hikâye kurulabilir. en çok bu yanıyla önemsiyorum sedat’ın çalışmasını. dinleyeni ezginin içine çekerken, kendi hikâyesine dahil etmek istiyor ama pekâlâ herkes başka bir belâgat oluşturabilir zihninde. parçaların adlarına takılıp giderseniz sedat’ın ezgiyle başlattığı hikâyenin hüznüne kapılır; sadece ezgiyi dinlerseniz kendi hikâyenizi kurabilirsiniz. iyi bir müzik de böyle bir şey değil midir zaten? bazen hüzne yaslanarak sezdirirsiniz hikâyenizi, bazen de susarak. tıpkı sedat anar’ın albümüne aldığı feridüddin attar’ın şu mısralarında olduğu gibi: konuşkanlığındır suskunluğunun sebebi göründüğündendir gizliliğinin sebebi

ÖZGÜR GÜNDEM GAZETESİ – 05.06.2013 Santur sanatçısı Sedat Anar’ın ‘Belagât’ adlı albümü çıktı. Sedat Anar’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı bu albüm ile 1500 yıllık bir geçmişi olan bu Doğu enstrümanının büyülü dünyasıyla tanışıyoruz. Albümde bulunan on eserden sekizi Sedat Anar’ın kendi besteleri. Diğer iki eserden biri çok eski bir Kürt halk şarkısı, diğeri ise söz ve müziği Kemal Dinç’e ait bir Alevi deyişi. Anar, eserlerini kendine has teknikleriyle icra ediyor ve bunu da zaman zaman Anadolu motiflerini, zaman zaman da Hint ve İran motiflerini kullanarak gerçekleştiriyor. Albümde zaman zaman santur ve mızıka doğaçlamalarına da rastlıyoruz. Santura bu uzun yolculuğunda, mızıkasıyla Tuncay Korkmaz eşlik ediyor. Güzel sözün en iyi aracı müzik Santur ve mızıkanın buluşmasıyla inanılmaz bir uyumun yakalandığını görmek mümkün. Her ne kadar birbirinden uzak ve farklı coğrafyalara ait enstrümanlar olsalar da müziğin sınırları aşan bir özelliği olduğunu bir kez daha kanıtlıyor bize bu ikili. Bazı şarkılarda da santura, erbane, davul, bas gitar ve elektronikler altyapılarda eşlik ediyor. Anar, albüme neden ‘Belagât’ adını verdiğini şöyle açıklıyor: “Belagât, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme sanatıdır. Günümüzde artık güzel söz söylemede en iyi araç müziktir bence. Bu kelimeyi ilk kez yazar Mehmed Uzun’un Dicle’nin Yakarışı kitabında rastladım.(bu arada hiç şüphesiz ki en büyük belagat ustası hz.muhammeddir) Daha sonra Ferîdüddîn-i Attâr’ın Esrârnâme adlı kitabında da rastladım ancak beni en çok etkileyen, Dicle’nin Yakarışı kitabındaki Mam Sefo adlı kahramanın belagât sanatının ustası olmasıydı.” Halkların müziğini araştırdı Urfa’lı Sedat Anar, santur çalmayı Ankara’da öğrenci olan İranlı bir arkadaşından öğrenmiş. Sürekli İran’a gidip gelerek İran, Kürt ve Ermeni müziği üzerine araştırmalar yapan Anar, “İran’da aldığım dersler sonrasında kendi tekniğimi katarak bir çalma tekniği geliştirdim. Buna Anadolu tekniklerini de ekledim. Tüm bunlar, Belagât albümüne yansıdı. Albümde santura mızıkası ile eşlik eden Tuncay Korkmaz da mızıkayı farklı kullanıyor. Normalde koma ses kullanılmazken, mızıkada yer yer koma sesleri de kullanıyor. Albümdeki altı eserde, mızıkayı santurla kullandık ve inanılmaz oldu. Bunlardan biri de Baran Baranê isimli Soranî lehçesindeki eski bir Kürt halk şarkısı” diye konuştu.